Selam
Biliyorum, belki bugün, belki yarın, belki bir hafta sonra, belki aylar yıllar sonra bu blogu açıp yazılarımı tekrar okumak isteyeceksin; bunu görünce de bana küfredeceksin. Evet her şeyi sildim; kendime sakladım ama sana vermeyeceğim. *kendime geldikçe fotoğrafları toparlayacağım, ne zaman atarım falan hiç bilmiyorum.
Evet kızdın yine ama kendi başına buyruk iş yapan biriyim bilirsin.
İnanmazsın ama, benim de içim parçalanıyor, ben de koşup bazen sarılmak istiyorum. Ama biliyorum ki sarılınca bir şey hissedemeyeceğim.
Ben de diyorum, denerim başarırım; sevgi bu her şeyin üstesinden gelir. Aşkı unutmuşum bunu derken. Bunu derken sana çok aşıkmışım, o yüzden kalkıp affetmişim zamanında.
Atakan, sesli dile getiremesem de; Ihlamurum, bir tanem, biriciğim, hayatımın en muazzam insanısın. Daha bir şey yazmayacağım bu konuda.
Az önce eve geldim, odama girer girmez ağlama krizine tutuldum. Çünkü her yerde sen varsın, yatağıma kazınmışsın, dolabımdasın, odamın her yerindeki buzdolabı süslerindesin, yanlışlıkla elime alıp baktığım, altında "Bırakmam ki" yazan bardak altlığındasın, kitaplarımdasın, daktilomdasın.
Yakaşık 2 saat ara vermiştim yazmaya, fotoğrafları drive yapmaya çalışıyorum ve çok varmış. Sanırım başka zaman devam edeceğim.
İpek Ongunun kitabında Serra var, Serra sevgilisinden ayılıyordu. Sevmediğinden falan değil, olmadığından artık olduramadığından.
Yine seni üzeceğim ama ben ne zaman karar verdim biliyor musun?
Sevdiğin insanın iyi kötü her şeyini seversin ya;
Ben artık her giydiğini sevmiyorum, her ağzından çıkanı kabullenemiyorum, her esprine gülemiyorum.
Gününü merak etmiyorum, günümde değişik bir şey olursa sana anlatmak istemiyorum.
Sevmediğimden değil, artık olduramadığımdan.
Tekrar ara verdim çünkü yazı yazdım dediğini hatırladım.
Tükendim şu an, çok şey yazmışsın.
O kadar diyecek lafım yok ki, çünkü o kadar biliyorum ki ne hissedip ne hissetmediğimi.
Olmayacak, bundan sonra olmayacak. Biliyorum olmayacağını.
Neyse
Bunlar hep seninle ilgiliydi.
3 hafta oluyor, kilo falan verdim, neşem kaçtı, bokunu çıkarma isteğim var sadece. Sadece deliler gibi içip uyandığım yeri tanıyamamak istedim.
Bursada öyleydi, sadece içtim.
Bosnada da öyle olsun istedim. Bosna ilk günlerde özgürlüktü, sokaklar özgürlüktü, kafeler özgürlüktü. Çünkü yalnızca benimdi. Gezerken bir sürü kere aklıma geldin, özlediğim için değil ama; çok üzeceğim diye. Benimle aynı kafada olmadığını biliyordum çünkü, ben 3 haftadır kendi kendime kabullendirmiştim ayrılacağımızı. Bosnaya bir daha asla gitmeyeceğim, hem fiziksel hem ruhsal bu kadar acı çekmemiştim hiç.
Sonra kongreye gittim, ilk üç gün içemedim; sonra içtim. Kongede inan, aklıma geldin, ama sadece gerçekten bokunu çıkaracağımı fark ettiğim zaman.
Bir türlü hissetmeyi beklediğim, Merve böyle hisseder bu noktada diye düşündüğüm şeyi hissetmedim.
Çünkü, ben, gerçekten, kendim için bir şey yapmadığımı fark ettim.
Ama en derinlerdeki kendim için. Bilmem kaç zamandır söylemediğim kendim için.
Otelde kalırken son gecemde bir rüya gördüm. Arabadayız ama garip bir araba üstü açık eski tip, annen ön koltukta biz arkadayız. Araba duruyor. Diyorum ki ayrılalım. Diyorsun ki biraz sinirle tamam. Annen arkasına bakıyor azcık üzülüyor ama sanki bunu bekliyormuş gibi bir ifadesi var. Sonra iniyorum arabadan. Koşmaya başlıyorum. Tüm rüyam boyunca sadece koştum, hiç o kadar güzel koşmamıştım, hiç o kadar güzel rüzgar hissetmemiştim. Kensim için inanılmaz mutluydum; sadece sana üzülüyordum. Ne yapacak atlatamaz çünkü kafasında büyütür diyordum. Ama dedim ya, hiç o kadar güzel koşmamıştım.
İnanılmaz hüzünlü ve yorgunum. Ne yazdığımı bilmiyorum, geri bakıp okumuyorum da.
Ama ne yazmak istediğimi biliyorum.
Hiçbir pişmanlığım olmadı.
Üzülsem de affettim, çünkü biliyorum; herkes yapabilir, ben de yapabilirdim. Bir insan birden fazla kişiden hoşlanabilir, arada saçmalayabilirdi. Sadece arada can acıtıyordu.
Hep çok eğlendim.
En çirkin anlarda bile sana bakmaktan çok zevk aldım.
Birlikte büyürken yaptıklarımız kadar güzel şeyleri hayatımda kimseyle yapmadım.
Benimle beraber büyü çok istedim.
Beni anladığını sansan da, seni anladığımı sansam da, birbirimizi anlayamadığımız anlardı beni en çok üzen.
Tahammülüm yok dediğimin, artık o kadar aşık olmadığımın göstergesi olduğunu anlamamla başladı her şey.
Mutluluktan ağlattığın zamanları, ağladığında küçücük bir adam olduğun zamanları, dün uçakta köşeye sinip ağladığın, arada ben sana bakmıyorken bana bakmaya çalıştığın anı, saat kulesinin orada hem hiç söylemese hem de bir an önce söylese dediğim cümleleri söyleyişini, gecen sene rakı balık yaparken sadece yaşadığımız şeylerin onuruna gözlerimizin doluşunu, tiyatro oyunundan sonra bana bakışını, sahilde otururken ciddiyetle denize bakışını, bana gittiğin yerlerden magnet getirmeye başladığındaki ilk magneti verirkenki yüz ifadeni, otobüste o güzel şarkıyı dinlerken dünyanın sadece bizim için döndüğünü anladığımı, dershanede ek dersten sonra beni beklediğini görünce içimdeki sarılma hissini falan filan unutmayacağım yani seni Atakan.
Ama evet haklısın, güzel bir anı olacaksın bende. Çünkü ben fazlasını istemiyorum eminim. Çok düşündüm çok netim.
Kendimi hatırlatırım demişsin, istersen her gün, her günümüzü yaz, üzülmemizden başka bir işe yaramaz.
Daha yazmayacağım sanırım.
Ah bir de
Duygusuz değilim, bunu buraya senin için değil kendim için yazıyorum. İçin rahat olsun Merve, denedin, düşündün, yazdın, çizdin, sarıldın, öptün; olmadı.
Tek dileğim, son cümlelerim, kapanışım, bir süre mesajlara cevap vermeyecek olmamın nedeni, görüşelim falan dediğinde hayırlarımın altında yatan o muazzam mantıklı şey;
Atakan, bir tanem.
Zor, biliyorum bana da zor. Bok gibi falan. İnsanlar falan.
Ama halledersin. Ben halledeceğim. (burada ohaa öküz diyeni iki paragraf üste davet ediyorum, sonra da sana ne amk diyorum)
Umarım bir gün, senin beni sevdiğin gibi, seni seven birini bulursun.
Bu da benden şarkı olsun, çok anlamını düşünmedim, nedense bu kafadayken hep bunu dinlerim. hayatımda 2 etti.